Hepimizin bildiğimizi düşündüğümüz durumlar vardır: bir ilişki, bir karar, bir çatışma, bir korku ya da hayatımızdaki bir değişim dönemi.
Ama bazen küçük bir detay, bir görüntü, bir cümle veya bir soru, aynı durumu bir anda farklı görmemizi sağlar.
Durum değişmemiştir.
Ama daha önce fark etmediğimiz bir şey görünür hâle gelmiştir.
Sembolik Kırılma Teorisi (SRT) tam olarak bu olguyu açıklamaya çalışır.
Farklı bir açıdan bakmak
Sizi düşündüren bir durum üzerine kafa yorduğunuzu hayal edin.
Dikkatiniz doğal olarak bu konuya yönelir. Bu yönelim bir çerçeve oluşturur.
Daha sonra bir sembolle — örneğin bir görüntüyle — karşılaşırsınız. Bu sembol, aynı duruma başka bir açıdan bakmanızı sağlar. Bir mercek gibi çalışır.
Çerçeveniz ile bu sembolik mercek karşılaştığında dikkatinizin yönü değişebilir.
Böylece durumun içinde zaten var olan, ancak daha önce üzerinde pek durmadığınız bir şeyi fark edebilirsiniz.
SRT, bakış açısındaki bu değişime sembolik kırılma adını verir.
Sembol size bir cevap vermez.
Baktığınız açıyı değiştirir.
Neden "kırılma"?
Bu kavram bilinçli olarak optikten alınmıştır.
Bir ışık ışını bir mercekten geçtiğinde, mercek aydınlatılan şeyi yaratmaz. Işığın yönünü değiştirir ve böylece neyin görünür hâle geldiğini değiştirebilir.
SRT, dikkatimiz için de buna benzer bir süreç önerir.
Çerçeve, neye baktığınızı belirler.
Sembol, bir mercek gibi çalışır.
Kırılma ise bu ikisinin karşılaşmasıyla ortaya çıkan bakış açısı değişimidir.
Böylece daha önce arka planda kalan bir şey ön plana çıkabilir.
Dolayısıyla teori gizli bir gerçeği keşfettiğini iddia etmez.
Bazı şeylerin kendi algımız içinde nasıl daha görünür hâle gelebileceğini açıklamaya çalışır.
Mekanizma
Teorinin temelini üç unsurla anlamak mümkündür.
Çerçeve
Çerçeve, dikkatinizi belirli bir yöne çeviren şeydir.
Bu bir soru olabilir:
Bu durum beni neden bu kadar rahatsız ediyor?
Bir konu olabilir:
bu kişiyle olan ilişkim
Ya da o anda zihninizi meşgul eden herhangi bir mesele olabilir.
Çerçeve ne keşfedeceğinizi belirlemez. Yalnızca deneyiminizin hangi bölümüne baktığınızı sınırlar.
Sembolik mercek
Mercek, etkileşime girdiğiniz semboldür.
Bir sembolün tek ve değişmez bir anlamı yoktur. Ama bir sembol tamamen istediğimiz her anlama da gelemez.
Bunun yerine sınırlı bir olası anlamlar alanı açar.
Örneğin kopuşu çağrıştıran bir görüntü dikkatinizi değişim, ayrılık, istikrar kaybı veya dönüşüm gibi temalara yöneltebilir.
Sembol bunlardan hangisinin sizin durumunuza uyduğunu söylemez.
Sadece duruma bakabileceğiniz başka bir açı sunar.
Kırılma
Çerçeveniz sembolik mercekle karşılaştığında dikkatiniz yeniden düzenlenebilir.
Bazı unsurlar daha önemli hâle gelir.
Bazıları arka plana geçer.
İki şey arasındaki bir bağlantı bir anda görünür olabilir.
SRT, neyin fark edilir hâle geldiğindeki bu değişime kırılma adını verir.
Bakış açısındaki değişimden aynaya
Kırılma, otomatik olarak büyük bir farkındalık yaşayacağınız anlamına gelmez.
Ancak bazen yeni bakış açısı, kendi deneyiminizle örtüşen veya sizde karşılık bulan bir şeyi görünür hâle getirir.
O zaman şöyle düşünebilirsiniz:
"Bu duruma daha önce hiç böyle bakmamıştım."
veya:
"Aslında beni rahatsız eden şey düşündüğüm şey olmayabilir."
ya da sadece:
"Bu bana bir şey söylüyor."
SRT, bu noktada ortaya çıkan yapıya ayna adını verir: kendi deneyiminizden bir şeyin görünür hâle gelebileceği bir temsil.
Ayna size neyin doğru olduğunu söylemez.
Size bakabileceğiniz bir şey sunar.
Ve bazen bu aynada, kendi deneyiminizin daha önce açıkça ifade edemediğiniz bir yönünü fark edebilirsiniz.
Teori buna tanıma adını verir.
Ancak bu tanıma hiçbir zaman garanti değildir.
Sistem aynanın oluşabileceği koşulları yaratabilir.
Ama o aynada ne göreceğinize karar veremez.
Bir sembol her anlama gelebilir mi?
Hayır.
Bu, teorinin en önemli noktalarından biridir.
SRT iki uç görüşün arasında durur:
"Bir sembolün tek ve sabit bir anlamı vardır."
ve:
"Bir sembol istediğimiz her anlama gelebilir."
SRT bu iki görüşü de kabul etmez.
Bunun yerine, bir sembolün sınırları olan bir anlam alanına sahip olduğunu söyler.
Örneğin tarot kartlarından Kule'yi ele alalım.
Bu kart otomatik olarak "yıkım" anlamına gelmez.
Sembolik dünyası; kopuşu, ani değişimi, bir yapının çökmesini, istikrar kaybını veya bir kriz sonucunda ortaya çıkan farkındalığı çağrıştırabilir.
Bunlar birbirinden farklı anlamlardır, ancak aynı genel anlam ailesinin içindedir.
Sizin durumunuz ve oluşturduğunuz çerçeve, bu anlam alanının hangi bölümünün sizin için daha ilgili hâle geleceğini etkiler.
Dolayısıyla anlam ne yalnızca sembolden ne de yalnızca sizden gelir.
İkisinin karşılaşmasından doğar.
Kırılmayı kullanmanın iki yolu
SRT bu sürece girmenin iki temel yolunu tanımlar.
Bir soruyla başlamak
İlk yöntemde neyi incelemek istediğinizi zaten biliyorsunuzdur.
Örneğin şöyle sorabilirsiniz:
"Bu kararı vermekte neden bu kadar zorlanıyorum?"
Sembolle karşılaşmadan önce sorunuz çerçeveyi oluşturur.
Sembol daha sonra aynı durumu inceleyebileceğiniz başka bir açı sunar.
Soru ne kadar net olursa, düşünme süreci de o kadar odaklı olabilir.
Bu yaklaşım, zaten belirli bir durum zihninizi meşgul ediyorsa özellikle uygundur.
Bir tepkiden başlamak
İkinci yaklaşım ters yönde işler.
Herhangi bir soru sormazsınız.
Önce bir sembole bakar ve sizde yarattığı ilk tepkiye dikkat edersiniz.
Bir duygu.
Bir kelime.
Bir rahatsızlık.
Bir çekim.
Aklınıza gelen ilk çağrışım.
Bu tepki daha sonra sizin çerçeveniz hâline gelir.
Artık soru:
"Bu duruma nasıl farklı bakabilirim?"
değildir.
Onun yerine:
"Şu anda içimde ne aktif görünüyor?"
diye sorarsınız.
Bu yaklaşım, başlangıçta bilinçli olarak incelemeyi seçmediğiniz bazı gerilimlerin veya kaygıların ortaya çıkmasına yardımcı olabilir.
İki yaklaşım birbirini tamamlar. Biri diğerinden üstün değildir.
Neden semboller?
Çünkü bir sembol, kendi başımıza düşünürken aklımıza gelmeyebilecek bir bakış açısını devreye sokabilir.
Bir sorun hakkında düşündüğümüzde çoğu zaman aynı kategorileri, aynı düşünme biçimlerini ve bazen aynı sonuçları tekrarlarız.
Bir sembol bu alışılmış yolu hafifçe bozabilir.
Çözümü vermez.
Bunun yerine dışarıdan bir sınır getirir: birden fazla yoruma izin verecek kadar açık, ama her türlü yorumun mümkün olmasını engelleyecek kadar yapılandırılmış bir sınır.
SRT açısından önemli olan tam olarak bu dengedir.
Neden tarot?
SRT bir tarot teorisi değildir.
Tarot yalnızca teorinin ilk uygulama alanıdır.
Tarotun seçilmesinin nedeni; semboller açısından zengin görsellere, tekrar eden temalara, nispeten istikrarlı bir yapıya ve çok çeşitli insan deneyimlerini temsil edebilen sahnelere sahip olmasıdır.
Bu nedenle SRT içinde bir tarot kartı ne bir kehanettir ne de bir cevap.
Bir mercektir.
Görevi dikkatin yönünü değiştirmek ve bir duruma farklı bir açıdan bakmayı mümkün kılmaktır.
Başka sembolik sistemler de benzer bir işlev görebilir.
SRT neyi iddia etmez?
Sembolik Kırılma Teorisi, kartların geleceğinizi bildiğini iddia etmez.
Bir sembolün bilinçaltınızda saklı nesnel bir gerçeği ortaya çıkardığını da iddia etmez.
Her tepkinin derin bir psikolojik anlam taşıdığını söylemez.
Ve herhangi bir farkındalığı garanti etmez.
Önerdiği şey çok daha basittir:
Dikkatimiz bir çerçeve tarafından yönlendirildiğinde ve yeterince yapılandırılmış sembolik bir mercekle karşılaştığında, bir durumu algılama biçimimiz değişebilir.
Bu değişim, deneyimimizin daha önce arka planda kalmış bazı yönlerini görünür hâle getirebilir.
Bizimle birlikte gelişebilen bir pratik
Bir düşünme sürecinin vardığı sonuç kesin veya nihai olmak zorunda değildir.
Biz değişiriz.
Durumlar değişir.
Bizi meşgul eden konular değişir.
Bu nedenle bugün ele aldığımız bir soru birkaç ay sonra bize farklı görünebilir.
SRT, düşünmeyi tek ve kesin bir cevap arayışı olarak değil, zaman içinde yeniden dönebileceğimiz bir pratik olarak görür.
Ayrıca aynı soruyu çok kısa bir süre içinde tekrar tekrar incelemenin, bir noktadan sonra netliği artırmak yerine azaltabileceğini kabul eder.
Bazen yeni bir bakış açısının üzerinde düşünmek ve onu sindirmek için zamana ihtiyaç vardır.
Temel fikir
Özünde Sembolik Kırılma Teorisi çok basit bir fikre dayanır:
Kendi deneyimimizde zaten var olan her şeyi her zaman fark etmeyiz.
Dikkatimiz bazı unsurları seçer, düzenler ve diğerlerinden daha önemli hâle getirir.
Bir sembol yeni bir açı sunabilir.
Bu yeni açı neyi fark ettiğimizi değiştirebilir.
Ve fark ettiğimiz şey, bazen bir durumu — hatta kendimizi — farklı biçimde anlamamıza yardımcı olabilir.
Sembol gerçeği ortaya çıkarmaz.
Anlamı keyfî biçimde de yaratmaz.
Baktığımız açıyı değiştirir.
Ve bazen, zaten orada olan bir şeyi görmek için gereken tek şey açıyı değiştirmektir.